Stresi Anlamak

Exhausted student over the grass in the park

Stres, gerçek ya da algılanan bir tehdite karşı verilen psikolojik ve fizyolojik tepki anlamına gelmektedir. Bu, zihinsel, davranışsal ve biyolojik bir tepkidir. Bu tepki, hayatın üzerimizde baskı yarattığı durumlarda ortaya çıkar. Stres, aynı zamanda hissettiğimiz duyguyu tanımlar. Bu anlamda stres, hem bir uyaran hem de bir reaksiyondur.

Stres, her şeyden önce bir hayatta kalma mekanizmasını temsil eder. Stres, her hangi bir tehlikeye ya da tehdite karşı alarmda olmak anlamına gelmektedir. Yani, tehlike ve tehditi fark edebilmemizi ve bunlardan korunabilmemizi bir anlamda strese borçluyuz. Bu alarmda olma durumu, insanoğlunu binlerce yıldır tehlikelere karşı korumaktadır. Tehlike ve tehditi algılayabilme yetisi, insana bu tehlike ve tehditle savaşabilme ya da ondan kaçıp kurtulabilme şansı vermektedir.

Bu anlamda, karşımızda gerçek ve somut bir tehlike (örneğin binlerce yıl önceki gibi bizi avlamak üzere olan bir aslan) olduğunda verdiğimiz tepki, bizi bir an evvel bu tehlikeden kurtarmaya yöneliktir. Bunun için otomatik olarak devreye giren bir sistem ile birlikte

  • Kalp atışları hızlanır,
  • Kaslara kan pompalanır,
  • Solunum hızlanır.

Tüm metabolizmamız, karşıdaki tehlikeden kurtulmak üzere organize olur. Tehlikeden kurtulmak üzere verilen üç temel tepki vardır:

  1. Savaşma: Karşıdaki tehlike ya da tehdit ile mücadele etme, onunla savaşma ve onu alt etme
  2. Kaçma: Baş edilemeyen tehlike karşısında hayatta kalabilmek için ondan kaçma ve uzaklaşma
  3. Donma: Tehdidin uzaklaşması, tehlikenin geçmesini için bekleme

Tehlike ve tehdite verdiğimiz tepki, temel ve ilkel bir hayatta kalma tepkisidir. Bu nedenle de, çeşitlilik ve değişiklik göstermemektedir. Gerçek ve somut tehlikelere de, soyut ve algılanan tehlikelere de benzer tepkiler verilir.

Stres bu anlamda, kritik bir hayatta kalma işlevi sağlamakla beraber, modern yaşamla birlikte bir nevi kimlik değiştirmektedir. Modern hayat, gündelik bazda onlarca tehdit ve tehlike ile doludur. Bu nedenle, stres tepkileri günlük yaşamın adeta ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Karşımızda gerçek ve somut değil de algılanan bir tehdit (örneğin, patronumuzun bize bağırması) olduğunda mekanizma aynı şekilde çalışmaktadır. Otomatik sistemimiz bir tehlike algıladığında, ayırt etmeksizin gerçek ve somut olana verdiği tepkiyi verir. Metabolizmamız, üç temel tepkiyi verebilmek üzere alarma geçer ve hızlanır. Kaslara ihtiyacı olan kanı pompalayabilmek için kalp hızlanır. Solunum hızı artar. Metabolizma, fiziksel olarak savaşma – kaçma – ya da donmaya hazırlandığı için, zihinsel olarak yaratıcı ve stratejik düşünme becerileri arka plana atılır. Oysa modern yaşamda karşılaştığımız stres kaynaklarının pek çoğu, fiziksel değil, zihinsel olarak baş etmeyi gerektiren türdedir.

Gündelik hayatımızda karşılaştığımız tehdit ve tehlikeler, yani stres kaynakları çeşitlilik göstermektedir. Bunları üç ana grupta toplamak mümkündür:

Akut stres kaynakları:

Gündelik olarak karşılaştığımız ve çoğunlukla geçici durumlardan kaynaklanan strestir. Sıkışık trafik yüzünden toplantıya geç kalmak, önemli bir sınava hazırlanmak, grip olmak ve ateşlenmek, önemli bir müşteriyi kaçırmak, bankadaki sıra yüzünden faturayı zamanında ödeyememek gibi her an başımıza gelebilecek, ama geçtikten sonra da kalıcı bir etki yaratmayan, gündelik bazda baş edilmeyi bekleyen durumlardan kaynaklanır. Böyle iki stres durumu arasında dinlenmeye vaktimiz olduğunda stres seviyemiz normale döner ve olumsuz sonuçlar da minimumda kalır. Bu tip stres kaynakları baş edilebilir ve yönetilebilirdirler. Ancak üstüste geldiklerinde, birikmiş stres yaratırlar ve baş edilmesi giderek güçleşen bir hal alabilirler. Bu durumda fizyolojik ve psikolojik bağışıklığımızı olumsuz etkileyebilirler: uyku ve iştah problemlerine, depresif ve agresif duygulara, kas ağrılarına, mide ve bağırsak şikayetlerine, huzursuzluk, çarpıntı, yüksek tansiyon ve baş dönmesine sebep olabilirler.

Kronik stres kaynakları:

Uzun süredir devam eden, çözümlenemeyen veya kurtulunamayan durumlardan kaynaklanan strestir. Maddi zorluklar, işsizlik, çatışmalı evlilik ya da ilişkiler, kronik hastalıklar gibi uzun süreli durumlardan kaynaklanır. Bunlar, adeta hayatın kaçınılmaz bir parçası gibi algılanmaya başlarlar. Giderek çaresizlik, ümitsizlik, depresyon ve agresyona yol açarlar. Uzun süreli oluşları, baş etme kapasitesini olumsuz etkiler. Bu öncelikle akut stres tepkilerine yol açar. Ancak uzun vadede, kendisi de birer problem olan tepkiler doğurmaya başlarlar. Bunlar arasında kaygı bozuklukları, travmatik stres, depresyon, çatışmalı ilişkiler ve şiddet sayılabilir.

Tetikleyici stres kaynakları:

Beklendik ya da beklenmedik şekilde deneyimlenen yaşam olaylarından kaynaklanan strestir. Bunlar bir yakının ölümü, boşanma, doğal afet, savaş, işsiz kalma, ölümcül hastalıklar, taciz ve tecavüz gibi büyük yaşam olayları olabilir. Olayın kendisi, kendi başına yüksek stres kaynağı oluştururken, aynı zamanda etkisi de orta-uzun vadeli olabilmektedir. Bazen, akut stres kaynakları da geçmişteki bu tip bir stresi tetikleyebilir. O zaman küçük ve geçici gibi görünen bir yaşam olayı tetikleyici stres kaynağı oluşturabilir. Bu tip stres kaynakları, inanç ve anlamların sarsılması, tetiktelik ve huzursuzluk, kaçınma ve olayın etkisinden kurtulamama gibi pek çok tepki doğurmakta ve sıklıkla travmatize edici nitelik taşıyabilmektedirler.

Stresle baş etmek için bazı yöntemlerden faydalanılabilir. Sosyal ve duygusal destek ağınızı genişletmek, mola almaya özen göstermek, spor ve egzersiz yapmak, gevşeme egzersizleri uygulamak bunlar arasında sayılabilir. Bu yöntemler, özellikle akut ve gündelik stres kaynaklarıyla baş etmede işlevsel olacaktır. Ancak kronik veya tetikleyici bir stres kaynağı ile baş etmeye çalışıyorsanız, profesyonel destek almakta gecikmemek önemlidir.

Stresle başa çıkma yöntemleri ile ilgili bilgi edinmek için burayı tıklayınız.

Bu yazı Derya Özçelik tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru ve görüşleriniz için: do@deryaozcelik.com

İlgili Hizmetler
Yorum Yok

Bir Yorum Gönder