KISITLI BESLENME VE HAKSIZ MÜCADELE

yeme_bozukluklari_rehberi

KISITLI BESLENME VE HAKSIZ MÜCADELE

Kısıtlı beslenmenin iki öğesi var, biri kısıtlamak diğeri beslenmek. Gelin bu ikisini de inceleyelim.

Beslenmek:

Beslenmeyi asıl düzenleyen mekanizma açlık. Yani en temel mekanizmamız ile acıktığımız zaman yiyoruz, doyduğumuz zaman duruyoruz. Fiziksel açlığımız sayesinde besleniyoruz. Beslenmenin temelini fiziksel açlık oluşturuyor.

Beslenmede açlığa eşlik eden bir diğer aktör de iştah. Bu aslında, vücudumuza iyi gelen ve canımızın çektiği şeylerle beslenmek anlamına geliyor. Acıktığımız zaman, vücudumuzun ihtiyacı olan, ona iyi gelecek şeyleri yiyerek beslenmekten bahsediyoruz.

Beslenmenin temelinde açlık ve iştah olduğu zaman, bedenimizi dinlemiş oluyoruz. Midemiz açlık sinyali gönderiyor, bedenimiz neye ihtiyacı olduğunu bize anlatıyor ve biz onu dinlediğimiz zaman onun ihtiyacını karşılayabiliyoruz. Bu doğal döngü böyle sürüp gidiyor.

Yani özetle beslenme, açlık ve iştah sayesinde şu ikisi üzerine kurulu:

  • Bedenimizi dinlemek
  • Doğal olanı dinlemek

Kısıtlamak:

Diğer tarafta ise kısıtlamak var. Kısıtlamayı düzenleyen şey ise kurallar. Nedir bu kurallar? Kilo ve yemekle sıkıntısı olan herkesin yakinen tanıdığı şeyler: Ne yeneceği, ne zaman yeneceği, neyin ne ile telafi edileceği, ne yenmeyeceği, ne zaman yenmeyeceği, kilo vermek ya da almamak için nelere dikkat edilmesi gerektiği… Kısıtlamayı düzenleyen şey bu kuralların tamamı.

Bu kurallar, bedenimizden gelen ve doğal olan sinyal ya da mesajlardan değil, dışarıdan öğrenilen bilgilerden oluşuyor. Peki bu bilgileri kim sunuyor? Diyet sektörü, sağlık endüstrisi, yemek endüstrisi, spor endüstrisi, moda sektörü, kozmetik sektörü… Yani para kazanmak zorunda olan sektör, pazar ve endüstriler tarafından oluşturulan bilgiler ve mesajlar, bizim zihnimizde her gün varlığını hissettiğimiz kurallara dönüşüyor. Üstelik para kazanmanın devamı gelmek zorunda olduğu için, bu bilgi ve mesajlar sürekli değişim gösteriyor.

Yani kısıtlama, bizim dışımızdaki, bizim bedenimizden, sağlığımızdan, iyiliğimizden bağımsız olarak oluşturulmuş bir takım kurallar üzerine kurulu. Üstelik, bedenimizden-midemizden günde sadece 3-5 kere gelen açlık mesajının karşısında; bu ‘kodamanlar’ tarafından oluşturulan mesajlar ve kurallar her an her yerde yüzlercesi ile karşımızda.

Sizce de burada haksız bir mücadele, haksız bir rekabet yok mu? Kendi halinde, doğal seyrini izlemeye çalışan bedenimiz karşısında, binlerce mesajı ile bizi sarıp sarmalayan bu güçler bulunuyor.

Haksız mücadele:

Bedenimizi ve doğal olanı dinlediğimizde duyacağımız şeyler ‘biz’ odaklı ve ‘bizim iyiliğimiz’ odaklı. Oysa kuralların odağında sektörün devamlılığı var. ‘Biz’ kendimizi bir biz hissetmiyoruz bunlar karşısında, son derece tekil ve bireyseliz. Tek başımıza, kendi bedenimizle uğraşıp duruyoruz. Yemeyi kendimize eziyet edip duruyoruz. Yani ‘ben’in karşısında ‘onlar’, ‘benim iyiliğim’in karşısında ‘para’, benim hissettiğim ‘güçsüzlüğün’ karşısında onların ‘sonsuz gücü’, midemden gelecek açlık sinyallerinin karşısında onlardan gelen binlerce propaganda, reklam, bilgi ve uyarı var. Bu büsbütün haksızlık.

Biz de bu büyük güçlerin ürettiği mesajlarla baş etmeye çalışan bir beslenme düzeni oturtmaya uğraşıp duruyoruz. Bedenimiz her gün yeniliyor. Biz her gün yeniliyoruz.

Kendinizi güçsüz, yenik ya da yorgun hissediyor olabilirsiniz. Elinizdeki en büyük koz, sizden asla alınamayacak olan şey. Kendi bedeniniz ve kendi doğal döngünüz. Bugünden başlayarak onu tekrar dinlemeyi kendinize öğretebilirsiniz. Aklınızı çelenin ne olduğunu, doğal olanın önüne engel koyanın kimler olduğunu, sizi sizden daha çok bilen olduğunu ve size kendinize güvenmemeniz gerektiğini söyleyenin ne olduğunu bildiğinizde, mücadeleniz kolaylaşacak. Aklınız karıştıkça kendinize zaman tanıyıp yeniden öğrenmeye devam edin. Bedeniniz sizin için en iyisini biliyor. Kimsenin aksini söylemesine inanmayın.

Yorum Yok

Bir Yorum Gönder