FACEBOOK DUYGULARIMIZA ÖNEM VERİYOR (MU?)

facebook_duygularımıza_önem_veriyor_mu

FACEBOOK DUYGULARIMIZA ÖNEM VERİYOR (MU?)

Bugün itibariyle Facebook’taki beğen butonu çeşitlendi. Artık sadece beğenmek zorunda değiliz. Paylaşılan şeye kızabilir, üzülebilir, şaşırabilir, gülebilir ve bayılabiliriz. Duygusal reflekslerimizin beğenmekten ibaret olmadığını fark eden Facebook’cular, paylaşılan içeriklerin bizde uyandırdığı diğer duygulara da yer vermeyi seçmişler.

Facebook’un yaygınlığı hayatımızı yaklaşık son on senedir her yönüyle değiştirmeye devam ediyor. Yaşadığımız her anı nasıl dijitalleştireceğimizi öğrendiğimiz şu son yıllarda, ilişki kurma şekillerimiz, iletişim tarzlarımız ve reflekslerimiz de değişime uğradı.

Facebook’un ‘beğen’ butonu, beğenilme ihtiyacımızın bir uzantısı olarak işlev gördü bunca yıldır. Herkese açık bir mecrada, ortaya koyduğumuz şeyin ne kadar beğenileceği önemli bir parçası olageldi hayatımızın. Yeterince beğeni almayan şeyler bize kendimizi sorgulattı, yeterince beğeni alanlar size kendimizi onaylattı.

Aynı beğen butonu, ‘pozitif olanın iyi satması’na da hizmet etti yıllardır. Hatta belki diyebiliriz ki, bunu doğurdu ve geliştirdi. Mutluluğun pazarlanması son on yılın en büyük trendi kabul edilirse, ‘beğen’ butonu bunun en büyük aktörlerinden biri oldu. Ama ne zaman ki, gerçek hayatın sadece beğenilmek üzerine kurulamayacağı kesinlik kazandı, ‘beğen’ butonuna da bir çeki düzen vermek gerekti.

Facebook, hayatımızın pek çok yönünü değiştirdiği gibi, sosyal medyada neler paylaştığımızı da gün be gün değiştiriyor. Her ne kadar hala daha iyi, güzel, pozitif ve beğenilecek içerikler paylaşmak daha ağır bassa da; insanlar hayatlarının her kesitinden parçalar paylaşmaya da başladılar. Bu paylaşımlar zaman zaman sorgulansa da, sosyal medya kendini ortaya koymanın bir mecrası olduğundan, her türlü içerik kendine yer bulabiliyor. Hastane odalarından görüntüler, öfke patlaması şeklinde durum güncellemeleri, vefat haberlerinin duyurulması gibi pek çok içerik, iyi, güzel ve pozitifin dışına çıktı. ‘Bugün kendimi çok kötü hissediyorum’ diyen birinin durum güncellemesini ‘beğen’mek pek de mümkün olmamaya başladı.

Benzer bir şekilde politik içerikli paylaşımların sayısı arttıkça ve her politik içeriğin farklı politik eğilimli insanlarda farklı etki yaratması söz konusu oldukça, mesele ‘beğen’menin ötesine geçmeye başladı.

Tabi ki burada amaç, sosyal platform üzerindeki etkileşimi artırmak. ‘Beğen’menin yetmediği durumlarda eylemsiz kalan kişilere alternatif sunarak eyleme geçmelerini sağlamak. Bu içeriği beğenmiyor olabilirsin, peki beğenmek yerine ne yapıyorsun?

Şimdi akıllardaki soru, bu yeni güncellemenin bundan sonraki davranışlarımızı ne yönde etkileyeceği ve değiştireceği konusunda. Duygularımızı fark edebilme ve ifade edebilme becerilerimizden her geçen gün uzaklaştığımız günümüz dünyasında, Facebook’un izniyle duygularımızla tekrar bağ kurabilecek miyiz?

Duygusal dünyamıza yakınlaşmak ve duygusal farkındalığımızı artırmak için Facebook’tan medet ummak biraz ironik gibi görünse de, sosyal medyanın duygusal hayatımız üzerindeki etkisi düşünüldüğünde belki de buna şaşırmamak gerekir. Şu an ‘beğen’menin alternatifi olarak sadece en temel duygulara yer verilmiş durumda. Bu belki de böyle kalacak. ‘Beğen’ ve alternatifleri hiç bir zaman, duygusal dünyamızın karmaşıklığını yansıtmayacak. Ama belki de en temel duygularımızı birbirinden ayırt etmek konusunda pratik yapmamızı sağlayacak. Buna ihtiyaç duyar hale gelmiş olmamız da elbette ayrıca düşündürücü.

 

Bu yazı Derya Özçelik tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru ve görüşleriniz için: do@deryaozcelik.com

İlgili Hizmetler
Yorum Yok

Bir Yorum Gönder