Doğum Günleri: Kutlamadan İbaret Değil

dogum-gunu-e1452034245145

Doğum günleri genellikle kutlamayı çağrıştırır, değil mi? Oysa tam da doğum günümüzde en sevdiklerimizle kavga etmek, ağlama krizlerine girmek, kendimizi çok mutsuz hissetmek hepimize tanıdık gelebilir. ‘İyi ki doğdun’lar ve ‘Kutlu olsun’larla bezenmesini beklediğimiz gün için ezberimiz bozulur. Halbuki, sene içerisinde çok az gün doğum günümüz kadar bize hayatı sorgulatır, bu nedenle de duygusal yükü oldukça fazladır.

Hepimizin doğum günümüze atfettiği duygu ve anlam farklı. Kimimiz için sevdiklerimizle kutlanacak mutlu bir gün iken, kimimiz için diğer günlerden farksız sıradan bir tarihtir. Bu farklılığa rağmen, doğum günleri, geçmişle gelecek, hüzünle mutluluk, umutla kaygı gibi farklı farklı çağrışımları bir araya getirmeyi becerir. Bu çağrışımların yaşattığı deneyim de karmaşık ve hassastır genelde. Doğum günleri aynı zamanda bir muhasebe ve değerlendirme günü olabiliyor. İnsanların doğum günlerinde oldukça kritik ve hassas konu başlıklarında değerlendirmeler yaptıklarını görüyoruz. Doğum günlerini, salt kutlama olmanın ötesine taşıyan da belki bu muhasebe, çağrışım ve deneyim yoğunluğu.

 

Geçmişin Muhasebesi

Doğum günlerinde çoğunlukla bitirilen yaşın bir değerlendirmesi yapılıyor. İnsan, iyi-kötü, başarılı-başarısız, mutlu-mutsuz skalasında nerede yer aldığını sorguluyor. Bitirilen yaş öncekilerle kıyaslanıyor. Neler getirdiği ve neler götürdüğü hesaplanıyor. Bunların sonunda ‘nasıl bir yaştı?’ sorusu cevaplanıyor. Cevap tatmin ediciyse, doğum günü de genellikle keyifli hatta eğlenceli geçebiliyor. Değilse, huzursuz ve çökkün bir ruh hali ağır basabiliyor. Bazen bu sorunun cevabı bu kadar basit ve kısa olamıyor. Cevabı bulabilmek için daha uzun bir zihinsel ve duygusal süreç gerekiyor. Bu noktada hem sürecin kendisi, hem de elde ettiğimiz karmaşık cevaplar sindirilmeyi bekliyor.

Dilekler

Herhalde doğum günü denince akla ilk gelen fotoğraf karesi pastanın mumlarını üflerken dilek tutmak. Doğum günleri, yeni yaştan beklentileri gözden geçirme günü aynı zamanda. Yani, dilekler, hayaller ve hedefler tasarlamayı içeriyor. Nereden gelip nereye gittiğimizi sorgulatıyor. ‘Yeni yaşım bana şunları getirsin..’ derken isteklerimizi, hayallerimizi ve umutlarımızı gözden geçiriyoruz. Çok kolaymış gibi gözükse de, insanın kendine ne istediğini sorması ve cevabını verebilmesi aslında oldukça yoğun bir psikolojik uğraş. Ve bu uğraş, pastanın mumlarını üflemek kadar kısa zaman almıyor. Çoğunlukla geri planda bir yerde çok da çaktırmadan bizi meşgul edebiliyor.

Büyümek – Yaşlanmak

Yeni yaşın matematiksel değerine göre büyümek ya da yaşlanmak gibi kavramları da sorguluyoruz doğum günlerinde. Özellikle 18 yaşına kadar ama çoğunlukla 25 yaş civarına kadar büyümek üzerine düşünülüyor. Deneyimlediğimiz, tamamladığımız ve belki başardığımız şeylere bakıp büyüdüğümüzü algılıyoruz. Ne kadar olgunlaştığımızı ya da belki istediğimiz kadar olgulaşamadığımızı fark ediyoruz. Eğitim, kariyer, arkadaşlıklar, aşklar arasında ne kadar kendimiz olabildiğimizi, kendimiz olmanın ne demek olduğunu sorguluyoruz. Kendimizi başkalarıyla kıyaslayabiliyoruz. Hayatın neresinde yer aldığımızı anlamaya çalışıyoruz. 30’lu ve 40’lı yaşlarda ise yaşlanmak kavramıyla tanışıyoruz. Hangi yaşın daha yaşlı olduğunu, yaşlanmanın bize ne ifade ettiğini düşünüyoruz. Bugüne kadar yaptıklarımızdan, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizden, nelere zaman ve emek verdiğimizden pay biçiyoruz. Pişmanlık ya da gurur, hüzün ya da mutluluk hissediyoruz. Kaç yaşında olduğumuzu düşünmek, zihnimizin bir yerinde bize ne kadar vaktimiz kaldığını da sorgulatıyor. Ve de bu vakti nasıl geçirmeyi arzu ettiğimizi. Çok bilinçli bir yerden değilse de, ölümlülüğü ve kendi ölümümüzü fark ettiriyor.

Karmaşık Duygular

Doğum günleri, çeşitli zıt duyguları bir arada yaşadığımız nadir günlerden. Geçmişe dair hüzün, özlem, pişmanlık ya da mutluluk, gurur, tatmin gibi birbirine zıt duyguları aynı anda hissedebiliyoruz. Tüm geçmişimiz tek bir hikayeden ibaret olmadığından, tek bir duygu ile özetlenemiyor. Doğum günlerinden geriye bakmak, tüm deneyimlerimizin farklı farklı parçalarına dair farklı farklı duygular hissettiriyor. Aynı şekilde geleceğe dair de kaygı ve umut gibi birbirinin karşıtı duygular yaşayabiliyoruz. Doğum günleri, geçmişle gelecek arasında bir bağlantı noktası gibi duruyor. Bu bağlantı noktasında, karmaşık ve her biri gerçekçi pek çok duyguyu aynı anda deneyimliyoruz.

Hatırlanmak

Doğum günleri ile ilgili bir başka tema ise hatırlanmak. Ziyaret, hediye, telefon, mesaj ya da sosyal medya aracılığı ile kutlanan doğum günleri bize hatırlandığımızı ve önemsendiğimizi düşündürüyor. Bütün bu kutlamaların hem niceliği hem de niteliği önemli elbette. İlişkilerimizi, ne kadar sevildiğimizi ve ne kadar değer verildiğimizi ölçüyoruz. Kendimize biçtiğimiz değer ve başkalarının bize biçtiği değer arasında kıyaslama yapıyoruz. Yine bu sayede, ilişkilerimizi sorguluyor, yıllar içinde hayatımızdan çıkan ya da hayatımıza yeni giren insanlara bakıyoruz. Paylaşımlarımızı, yatırımlarımızı gözden geçiriyor, belki kayıplarımızı ve pişmanlıklarımızı fark ediyoruz.

Beklentiler

Beklentilerimiz de doğum günlerini kutlamanın ötesine taşıyan bir başka şey. Özel bir günde, özel ve önemli hissetmeyi beklemek bu güne ayrıca bir anlam yüklüyor. Bu da bizi kırılganlaştırıyor. Varoluşumuzu ve kendimizi kutlamak beklentisiyle eş anlamlı bir gün doğum günü. Kutlamaya değer olduğumuzu görmeyi beklemek de oldukça hassas bir durum. Bu beklenti aynı zamanda sıradanlığa tahammüllümüzü de azaltıyor. Bilinçli bir şekilde ya da değil, özen, sevgi ve takdir beklerken, bunları beklediğimiz şekilde görememek bizi incitebiliyor. Her insanın biricikliğini hissetme ihtiyacı, doğum gününde kabul edilir şekilde gün yüzüne çıkıyor. Bu da oldukça kırılgan bir ihtiyaç.

Bu yazı Derya Özçelik tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru ve görüşleriniz için: do@deryaozcelik.com

İlgili Hizmetler
Yorum Yok

Bir Yorum Gönder